'Dokuların İzinde', kentin unuttuğumuz detaylarına, ecdadın bıraktığı kadim mirasa ve zamanın binalar üzerinde yazdığı şiire bir saygı duruşudur. Bu mecra; taşın soğukluğunu, ahşabın sıcaklığını ve tarihin derin kokusunu duyabilen herkes için bir buluşma noktası. Dokular silinmeden, izler kaybolmadan kentin belleğine bir not düşmek için buradayım.
Etrafımıza baktığımızda ne görüyoruz? Sadece beton yığınları mı, yoksa birilerinin hayallerini, emeğini ve yaşanmışlıklarını mı?
On yılı aşkın bir süredir tasarımdır, şantiyedir, projedir, tozdur topraktır derken mesleğimin içinde biraz boğulduğumu hissettim. Restorasyondan renovasyona, şantiyelerden uygulama projelerine, ruhsat çizimlerinden danışmanlığa kadar farklı alanlarda, birtakım işlerde çalıştım. Başkalarının hayallerini gerçekleştirmek için geçen dokuz yıllık özel sektör mesaisinden sonra, 2025’in başında kendi şirketimi açma kararı aldım. Bu kararın öncesinde Gaziantep’i gezme kararı aldım ve gezerken keşfettiğim, düşündüğüm tüm hikâyeleri yansıtma kararı aldım ve kendime bir YouTube Kanalı açtım. 2025’in başında çekemeye başladığım gezi videolarını, kent miraslarını ve kültürel zenginlikleri, kendi bakış açım ve düşüncelerim ile anlatmaya başladım.
Dokuların İzinde projesi böyle doğdu.
Kentlerin, kültürel mirasların, kamusal alanların ve hikâyesi olan yapıların izini sürmek, çekimler yapmak beni oldukça heyecanlandırdı. Bir yandan tek düze çalışma düzenimden sıyrılıp, kendim için bir şeyler yapmaya başlamıştım.
Aslında başlangıçta bir web sitesi açmak gibi bir planım yoktu. Ancak gördüğüm, bana tezat gelen veya gözüme hoş gelen tüm yapıları ve çevreyi videoya çekerek devam edemeyeceğimi fark ettim. Bir yandan da yazmak istedim tabi. Bu yazma ihtiyacı sonrası dokularinizinde.com ortaya çıkmış oldu.
Aslında her şey 2013 yılında, fakülte yıllarımın ortasında Arkitera’da editörlük yaparken başladı. Şehirden (İstanbul) Arkimeet ByPass Etkinliği çatısı altında Dünya Mimarlık Günü için bilgi topluyordum. Şehrin magazinel olmayan, gerçek dokusunu toplamak o günlerden beri içimde ukdeydi. Çünkü biliyorum ki doğa dışında gördüğümüz her şey —yürüdüğümüz kaldırım, yemek yediğimiz lokanta, şifa aradığımız hastane— insan eliyle yapılmış birer anlatı. Ben sadece estetik binaların değil, kent belleğinde iz bırakmış her yapının hikayesini arşivlemek istiyorum.
Neden? Çünkü her dokunun bir ruhu, her binanın anlatılacak bir hikâyesi var (ve bunların izini sürmek isteyen biri). İnsan elinin değdiği yapılar, doğayla bütünleşen kentsel alanlar ve bunların izini takip etmek isteyen biri olarak, 'Dokuların İzinde', sıradan bir insanın bakış açısını, bir flânörün meraklı adımlarıyla birleştirme çabası olarak doğdu. Şehirlerin kaotik gürültüsünde, çoğumuzun başını kaldırmadan geçtiği paslı bir kapı tokmağında, dökülmüş bir sıvanın altındaki taşta ya da bir apartman boşluğunun loş ışığında kentin gerçek hikâyesini merak ediyorum. Çünkü biliyorum ki; binalar sadece barınmak için değil, hatırlamak içindir. İçerisinde vakit geçirdiğim mekanlarla kurduğum duygusal bağ (ben mekânsal bağ olarak adlandırıyorum) ile araştırıyorum ve kendi ölçeğimden kaleme dökmeye çalışıyorum. 'Dokuların İzinde' benim için mesleğimin, şirketimin ve planlarımın dışında bir web sitesi ya da bir kanal olmanın da çok ötesinde; bir keşif yolculuğu…
Kendimi bir flaneur, yani modern zamanların aylak kent gezgini olarak tanımlayabilirim muhtemelen. Benim için bir şehri tanımak, sadece haritalara bakmak değil; onun sokaklarında kaybolmak, taşın fısıltısını duymaktır. "Dokuların İzinde" kanalında, kentleri sadece binalardan ibaret birer yığın olarak değil, yaşayan, nefes alan ve hikaye anlatan birer organizma olarak ele alıyorum. Bunu yaparken yıllara meydan okuyan yapıları sadece okuma amacı gütmeyerek, duygusal olarak da kaleme almayı hedefliyorum.
Amacım sadece teknik bir okuma yapmak değil; bir yapının ruhunu, o sokağın kimliğini ve kentin kendine özgü mimari karakterini kendi bakış açımdan hissettirmek. Bir kentin alt ve üst yapısını, coğrafyasını ve kültürel kodlarını "aylaklık" ederek, sindire sindire tanımlıyorum.
Ben sokağa sade bir vatandaş, minimalist bir gözlemci olarak çıkıyorum. Benim için bir şehri keşfetmek, binalardan önce insanların birbirleriyle kurduğu iletişimi anlamaktan geçiyor. Çünkü bence çoğu zaman diyaloglar, binalardan çok daha fazlasını anlatıyor.
Burada gördüğünüz her şey; çekiminden kurgusuna, yazısından site düzenlemesine kadar tek bir elden çıkıyor. Bir ekibim yok, çünkü bu benim için bir yarış değil, bir hobi. Kimseyle rekabet etmiyorum, "en iyisi" olma kaygım yok. Sadece gördüğüm zıtlıkları, güzellikleri ve yeni öğrendiğim bilgileri maddi bir karşılık beklemeden paylaşmak istiyorum.
Belki şaşıracaksınız ama bu projenin bir Instagram hesabı yok. Çünkü bilginin "hap" haline getirilip hızla tüketilmesine, derinliği olmayan görselliğe ve genel geçer topluluk dinamiklerine mesafeliyim. Ben, dokuların izini sürecek kadar sabırlı olanlarla YouTube ve bu Web Sitesi aracılığıyla, daha sakin ve derin bir bağ kurmayı tercih ediyorum.
Henüz kendimi o bilgi birikiminde görmüyorum, iyi bir okur olmaya çalışan averaj bir okuyucuyum sadece. Belki yıllar sonra, yaşanmışlıklar biraz daha demlendiğinde... Ancak bana soracak olursanız, kitap falan olmaz.
Herhangi bir sosyal medya platformundan paylaşım yapmayı düşünmüyorum. Herkes tarafından görünür olma fikri sanırım beni korkutuyor. Maddi bir kaygı da barındırmadığım için yazılarımı paylaşma gibi bir arzum bulunmuyor. Kendi kendime yazıyorum işte..
Etrafımda ne var ne yok? Yaşadığım yeri öğrenmek, kendimi geliştirmek, kent hafızasını öğrenmek, insanın mimariyle kurduğu ilişkiyi gözlemlemek en büyük amacım ve bu öğrenme süreci hiçbir zaman bitmeyecek gibi duruyor…
Hayır, sadece gördüklerimi kendi ölçeğimden yazıya veya videolara dökmeye çalışıyorum. Kimseyle de bir rekabetim ya da daha iyisi olmalıyım gibi bir kaygım yok. Ne mesleki olarak bir kaygım var, ne yazı dilim, edebiyatım olarak ne de bir insan olarak. Kimseyle kapışmıyorum. Bildiğim veya yeni öğrendiğim bilgileri, herkese açık bir şekilde insanlarla paylaşmak istiyorum. Burası maddi bir kaygı barındırmıyor.
Hiçbir mimarla ya da konuya değecek diğer uzmanlıklarla yarışmıyorum. Kendimce çekimler yaparak, gördüğüm zıtlıkları ya da güzellikleri koleksiyonuma ekliyorum. Çevresine ve doğaya duyarlı bir vatandaş olmak istiyorum.
Burası, mesleki kalıplardan sıyrılıp sadece 'bakan' değil, 'gören' bir vatandaş olarak tuttuğum notların yeri. Kentin belleğine sızan küçük hikayeler, okuduğum bir kitabın bende bıraktığı izler ya da avare bir yürüyüş sırasında zihnime takılanlar... Dokuların sadece taşta değil, insan ruhunda da olduğuna inananlar için biriktirdiğim fragmanlar.
Ben, 1993 yılının bir Ocak sabahında, orta halli bir ailenin ilk ve tek çocuğu olarak doğmuşum. İnsanı sınıfına, ırkına veya inancına göre değil; düşüncesine ve nezaketine göre tanımayı seven, dürüstlüğü ve nahifliği pusula edinen biriyim. İnsan ruhuna hoş gelen kitapları, müzikleri, filmleri severim ve genel olarak yemek ayırt etmem. Güzel yemek yaparım ancak tuhaftır ki yemek yapmayı sevmem.
Ben bir insanım. Sade bir vatandaş diyebilirsiniz. Gereğinden fazla çalışmayı seven biri değilim, çalışmaya asla karşı değilim tabi. İnsan kendine özel anlar, güzel anılar bırakabilmeli bence, hayat kısa çünkü…
Bu yüzden bolca gezip, doğa yürüyüşleri yapmayı ihmal etmiyorum. Piyano ve armonika çalmayı seviyorum. Satranç oynamak büyük bir keyiftir benim için. Sporla çok bir aram yok ancak yüzmeyi ve masa tenisini seviyorum ve devam ediyorum. Tabi, bunu bir iş olarak görmeyip, kendime bir YouTube Kanalı açıp, Web Sitesi düzenliyorum ve gezdiğim, gördüğüm yapıları arşivlemeye devam ediyorum. Bunlar hep hobi, iş dışındaki her şey…
Şimdilik en büyük hayalim; ileride Akdeniz kıyılarında küçük, butik bir otel işletip, hayatımı saygın ve huzurlu bir şekilde sürdürmek. Bu küçük işletmeyi idare ederken, mütemadiyen gezmeye devam etmek, görmek ve işitmek tabi... Hikâyesi olan yapıları, insanları, çevreyi ve kentleri dolaşmaya devam edeceğim.
Burada anlatılanlar sadece bana ait değil; kent hepimizin. Yazıları paylaşabilir, yorumlarınızla burayı zenginleştirebilir veya çevrenizde dikkatinizi çeken, "Burada Bir Hikaye Var" dediğiniz her şeyi bana yazabilirsiniz. Birlikte, bu kent hafızasını taze tutabiliriz.
Piyano ve harmonika seslerinin, doğa yürüyüşlerinin ve avare gezintilerin arasında; bazen bir şantiyede, bazen bir sokak arasında ama çoğu zaman farklı bir dokunun izinde görüşmek üzere…
08.05.2025