Agora: Antik Yunan şehirlerinde politik, dini ve ticari faaliyetlerin gerçekleştiği, etrafı kamu yapılarıyla çevrili geniş şehir meydanı.
Arşitrav: Klasik Yunan ve Roma mimarisinde, sütun başlıkları üzerinde yatay uzanan ve sütunları birbirine bağlayarak üstündeki friz ile alınlığı taşıyan kiriş işlevli mimari eleman; Partenon Tapınağı’nda sütunların üstünde yer alan arşitrav, yapının üçgen alınlığını taşır.
**Aks:**Yapı projelerinde temel taşıyıcı unsurların konumunu belirleyen sanal eksen çizgisi; kolon ve duvarlar akslara göre konumlandırılır.
**Alınlık:**Klasik mimaride üçgen veya yuvarlak formda, cephelerin üst kısmında yer alan dekoratif mimari öğe; Partenon’un alınlığı mitolojik kabartmalarla süslenmiştir.
Apsis: Kilise ve bazilikalarda ana eksenin sonunda bulunan, genellikle yarım daire planlı ibadet nişi; Ayasofya’nın apsisi mozaik süslemeleriyle dikkat çeker.
Açıklık: İki taşıyıcı arasındaki mesafe.
Atriyum: Bina içinde açık ve geniş iç avlu. Örnek: The British Museum’un Büyük Avlusu (Norman Foster).
Avlu: Yapının ortasında açık alan. Örnek: İslam mimarisindeki iç avlular (Alhambra).
Bazilika: Antik Roma’da kamusal toplantıların ve mahkemelerin yapıldığı, genellikle forum yakınında konumlanan geniş dikdörtgen planlı, üstü kapalı yapı tipi; Hristiyanlık döneminde ise yan nefli büyük kilise planları için kullanılan terim; Efes’teki Meryem Ana Kilisesi, erken Hristiyanlık dönemine ait bazilika planlı bir yapı örneğidir.
Beşik tonoz: Kesiti yarım silindir şeklinde olan ve yan yana dizilen kemerlerle oluşturulan en basit tonoz türü; genellikle koridor veya geçit gibi dikdörtgen mekânların üstünü örtmekte kullanılır; Kapadokya’daki bazı kaya kiliselerinin tavanları beşik tonoz biçimindedir.
Bricolage: Eldeki malzemelerle yaratıcı tasarım. Örnek: Favela evleri (Brezilya).
Cumba: Geleneksel Osmanlı-Türk evlerinde, özellikle ahşap konutlarda, yapının cephesinden dışarı taşan kapalı balkon veya küçük oda çıkıntısı; Safranbolu evlerindeki ahşap cumbalar, sokak görünümüne özgün bir karakter katar.
Çörten: Çatıların su tahliyesini sağlayan, genellikle taş veya metalden yapılmış dekoratif oluk; gotik katedrallerde ejderha başı şeklinde çörtenler sıkça görülür.
Dilatasyon: Büyük yapılarda, sıcaklık değişimleri veya oturmalarla oluşabilecek gerilmeleri önlemek için bırakılan, yapıyı bölümlere ayıran derz veya boşluk; uzun köprülerin genleşme derzleri dilatasyon işlevi görür.
Dolmen: Tarih öncesi dönemlerde iki dik taş blok üzerine üçüncü bir taşın yatay yerleştirilmesiyle oluşturulan, mezar odası olarak kullanılan taş anıt; İngiltere’deki Stonehenge’in bazı parçaları dolmen yapısına benzer.
Donatı: Betonarme yapıda beton içerisine yerleştirilen ve çekme kuvvetlerini karşılayan çelik çubuk veya kafes sistem; binaların kolon ve kirişlerinde kullanılan demir donatı, yapı dayanıklılığını arttırır.
Dor düzeni: Antik Yunan mimarisindeki üç klasik sütun düzeninin en sadesi olan ve basit, yalın sütun başlığıyla tanınan üslup; Atina’daki Parthenon Tapınağı Dor düzeninin en bilinen örneklerindendir.
Döşeme: Binalarda katlar arası yatay ayırıcı yapı elemanı, zemin; betonarme binaların döşemeleri kalıp içinde beton dökülerek oluşturulur.
Drenaj: Yapı çevresinde biriken suyun temel ve bodrum katlardan uzaklaştırılması için yapılan yer altı su tahliye sistemi; binaların etrafına döşenen drenaj boruları, suyun yapıdan uzaklaşmasını sağlar.
Duvar resmi (Fresco): Islak sıva üzerine su bazlı boyalarla yapılan ve kurudukça kalıcı hale gelen duvar süslemesi tekniği; Sistine Şapeli’nin tavanındaki Michelangelo freskleri bu tekniğin en ünlü örneklerindendir.
Desire Path: Kullanıcıların doğal olarak oluşturduğu yollar. Örnek: Parklarda kendiliğinden oluşan patikalar.
Dilatasyon: Yapı elemanları arasında genişleme-boşluk derzi. Örnek: Modern gökdelenlerdeki sismik derzler.
Dikey Bahçe: Dikey yüzeylere yapılan yeşillendirme. Örnek: Patrick Blanc’ın yeşil duvarları.
Döşeme: Yapının zeminini oluşturan yatay yapı elemanı. Örnek: Fallingwater Evi (Frank Lloyd Wright).
Eklektilizm: Farklı tarihi üsluplardan seçilen öğelerin bir arada kullanıldığı mimari yaklaşım; 19. yüzyıl yapılarında sıkça görülen eklektik tarz, aynı binada gotik pencerelerle klasik sütunları buluşturabilir.
Eklektik mimari: Tasarımda belirli bir üsluba bağlı kalmayıp, çeşitli dönem ve tarzlardan seçilen öğelerin bir arada harmanlandığı mimarlık stili; İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı eklektik tarzda, barok, rokoko ve neoklasik unsurları bir araya getirir.
Eksedra: Antik Roma ve Bizans mimarisinde yarım daire planlı, genellikle oturma nişleri içeren çıkıntılı mekân veya apsis parçası; Ayasofya’da ana mekânın yanlarında eksedra şeklinde oturma bölümleri bulunur.
Emprenye: Ahşap yapı elemanlarını çürüme ve böceklenmeye karşı korumak için uygulanan özel kimyasal işlem; açık hava yapılarında emprenye edilmiş ahşap tercih edilir.
Epoksi: İki bileşenli bir reçine türü olup yapı sektöründe güçlü yapıştırıcı, zemin kaplama ve koruyucu kaplama malzemesi olarak kullanılır; endüstriyel zeminler epoksi kaplama ile dayanıklı ve pürüzsüz hale getirilir.
Espas: Mimarlıkta iki kütle veya yapı elemanı arasındaki boşluk, aralık; şehir planlamada binalar arasındaki espas bırakılarak hava akışı ve güneş ışığı sağlanır.
Estetik: Bir yapının görsel ve sanatsal beğeniye hitap eden nitelikleri, güzellik değeri; Mimar Sinan’ın Süleymaniye Camii, mimari estetik ve mühendisliği bütünleştiren bir eserdir.
Etriye: Betonarme kolon ve kirişlerde boyuna donatıları saran, enine yönde yerleştirilen ve elemanın kesitini bir arada tutan çiroz şeklindeki bağlayıcı çelik halka veya çubuk; etriyeler deprem anında betonun dağılmasını önleyerek taşıyıcılığı korur.
Eleştirel Bölgeselcilik (Critical Regionalism) – Yerel bağlamla modern mimariyi sentezleyen akım. Örnek: Tadao Ando’nun beton kullanımı.
Ergonomi – İnsan vücuduna uygun tasarım. Örnek: Alvar Aalto’nun sandalyeleri.
Flâneur (Kentsel Gezgin): Şehri sadece bir yerden bir yere gitmek için değil, onun dokusunu, seslerini ve mimari sürprizlerini keşfetmek için amaçsızca arşınlayan kişi.
Façade (Fasat): Yapının dış cephe yüzeyi, özellikle ana giriş cephesi; örneğin bir tiyatro binasının caddeye bakan süslü cephesi, binanın kimliğini yansıtan önemli bir fasattır.
Fener: Cami, saray gibi yapılarda kubbe üstüne yerleştirilen, ışık girişi sağlayan küçük kubbecik veya aydınlık feneri; Dolmabahçe Sarayı’nın tavan fenerleri iç mekânı doğal ışıkla aydınlatır.
Ferforje: Dekoratif amaçlı kullanılan dövme demir işi; balkon korkulukları, bahçe kapıları ve merdiven parmaklıklarında sıkça görülen ferforje motifler, yapıya estetik bir değer katar.
Filar: Klasik yapılarda kemer veya tonozların oturduğu destek duvar payandası; kemerlerin başladığı noktalardaki kalınlaşmış duvar bölümleri filar olarak adlandırılır.
Firuze (turkuaz): Türk-İslam mimarisinde özellikle Selçuklu ve Osmanlı yapılarında kullanılan turkuaz renkli çini ve süsleme; Topkapı Sarayı’ndaki firuze çiniler mekâna göz alıcı bir renk katar.
Frank Gehry: Deconstructivist tarzıyla tanınan çağdaş bir mimar; Los Angeles’taki Walt Disney Konser Salonu ve Bilbao’daki Guggenheim Müzesi, Gehry’nin dikkat çekici eserleri arasındadır.
Fresk (Duvar resmi): Yaş sıva üzerine yapılan, kurudukça sabitlenen duvar resmi tekniği; Kapadokya’daki kiliselerin iç duvarlarındaki freskler, yüzyıllardır canlılığını koruyan örneklerdir.
Friz: Klasik mimaride arşitrav ile saçaklık arasında kalan, çoğunlukla kabartmalarla süslü yatay şerit; Bergama Zeus Sunağı’nın frizinde Tanrı ve Gigantların savaşını anlatan heykelsi kabartmalar bulunur.
Fenestrasyon – Binalardaki pencere düzenlemesi. Örnek: Alhambra Sarayı’nın pencereleri.
Gabion duvar: Tel kafesler içerisine taş veya moloz doldurularak yapılan, istinat veya su kenarı koruma amaçlı kullanılan dolgu duvar; nehir kenarlarında erozyonu önlemek için gabion duvarlar inşa edilir.
Granüle: Büyük yüzeylerde kullanılan duvar veya zemin kaplama malzemelerinin küçük granit veya mermer parçacıklarıyla elde edilen dokulu görünümünü tanımlar; mozaik zeminlerde granüle bir doku hissedilir.
Grek haçı planı: Dört kolu da eşit uzunlukta olan artı (+) şeklinde kilise plan tipi; Bizans kiliselerinde, özellikle kapalı Yunan haçı planı denilen düzen bu şekle dayanır.
Gotik rozet (Gül pencere): Gotik katedrallerin cephelerinde görülen, dairesel biçimli ve çiçek desenli taş bölmeli büyük vitray pencere; Notre Dame Katedrali’nin batı cephesindeki gül pencere gotik mimarinin simgelerinden biridir.
Grobeton: Temel betonu dökülmeden önce zemin hazırlığı için daha büyük çakıl taşları ve az çimento ile yapılan kaba altyapı betonu; grobeton, temel altına düzgün bir yüzey ve yük dağılımı sağlar.
Guilloche (giriliz): Antik ve klasik süslemelerde görülen, birbirine dolanan çizgilerden oluşan şerit desen; Roma mozaiklerinde ve sütun kaidelerinde guilloche motifine rastlanır.
Gusülhane: Geleneksel hamamlarda yıkanma öncesi veya sonrası özel temizlik (gusül) için ayrılmış küçük bölme veya hücreler; Osmanlı hamam mimarisinde gusülhaneler soyunmalık ile sıcaklık arasında konumlanır.
Han: Tarihsel kent merkezlerinde kervanların konaklaması ve ticaret için inşa edilmiş, avlulu ve odalı konaklama yapısı; Kapalıçarşı çevresindeki Büyük Yeni Han gibi yapılar, Osmanlı döneminde ticaretin kalbiydi.
Haptik Mekân – Dokunma duyusunu öne çıkaran mekanlar. Örnek: Peter Zumthor’un Bruder Klaus Şapeli.
Harç: Tuğla, taş gibi inşaat malzemelerini birbirine bağlamak için kullanılan kireç, çimento gibi bağlayıcıların kum ve su ile karışımından oluşan macun kıvamındaki malzeme; duvar ustaları tuğlaları dizmeden önce harç tabakası sürerler.
Harpuşta: Duvarların veya parapetlerin üstünü yağmur suyundan korumak için eğimli veya kiremit kaplı olarak yapılan üst bitirme; bahçe duvarlarının tepesindeki harpuştalar duvarı suya karşı korur.
Harpuşta köprü: Köprü yüzeyinin yan kenarlarında, suyun yanlardan akıp gitmesini sağlamak ve yürüyenleri korumak için yapılan yükseltilmiş kenar elemanı; eski taş köprülerde harpuştalar sel sularının yola zarar vermesini önler.
Haç plan: Kiliselerde temel düzeni haç şeklinde olan, genellikle uzun bir nef ve onu dik kesen bir transeptten oluşan plan tipi; Ayasofya’nın bazilikal haç planı, doğu-batı eksenine dik kuzey-güney kanatlarla genişletilmiştir.
Hemzemin: Bir yapının veya elemanın zemin kotunda, yer seviyesinde olduğunu ifade eden terim; gar girişindeki hemzemin geçit, yayaların ve araçların aynı seviyeden geçişine izin verir.
Hendek: Kaleler veya surlar etrafında savunma amacıyla kazılan derin ve geniş çukur; Orta Çağ şatolarında, düşmanın kaleye yaklaşmasını zorlaştıran su dolu hendekler yaygındı.
Herma: Antik mimaride dikdörtgen prizma kaide üzerinde erkek büstü şeklindeki heykel; Rönesans bahçelerinde yol kenarlarına konulan herma heykelleri, estetik ve sembolik öğelerdir.
High-tech mimari: 1970’lerden itibaren gelişen, yapıların teknoloji ve mühendislik aksamlarını estetik unsur olarak sergileyen modern üslup; Pompidou Merkezi’nin dışa dönük strüktürü ve renkli tesisat boruları high-tech mimarinin ikonik bir örneğidir.
Horasan harcı: Tuğla kırığı ve kireçle yapılan, özellikle tarihi yapılarda suya dayanıklılığıyla bilinen geleneksel harç türü; Mimar Sinan’ın su kemerlerinde horasan harcı kullanılmıştır.
Horror vacui: Sanatta ve mimaride “boşluktan korku” anlamına gelen, yüzeylerin hiçbir boşluk bırakmadan süsleme veya detayla doldurulması prensibi; barok iç mekânlarda horror vacui etkisiyle her köşe motiflerle süslenmiştir.
Hypostil salon: Bir tapınak veya büyük salonun tavanını taşımak için çok sayıda sütunun kullanıldığı mimari düzen; Mısır’daki Karnak Tapınağı’nın hipostil salonunda yüzlerce sütun bir orman gibi yükselir.
Işık kuyusu: Çok katlı bir binanın ortasında veya bir odanın tavanında, doğal ışığın alt katlara ulaşması için bırakılan boşluk veya camlı kısım; apartmanların orta boşluğundaki ışık kuyuları alt katları aydınlatır.
İkonik mimari: Tasarımı ve görüntüsüyle simgeleşmiş, bulunduğu şehrin kimliğinin parçası haline gelmiş yapıları tanımlayan kavram; Sydney Opera Binası veya Eyfel Kulesi gibi yapılar bulundukları şehrin ikonik mimarileridir.
İkiz evler: Aynı plana sahip, bitişik veya simetrik olarak yan yana inşa edilmiş iki konuttan oluşan yapı; bahçeli banliyölerde sık görülen ikiz evler, ortak bir duvarı paylaşır.
İkinci Ulusal Mimarlık Akımı: 1930’lar ve 40’larda Türkiye’de, modernist yaklaşımı geleneksel mimari motiflerle harmanlayan mimarlık akımı; Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi binası bu dönemin karakteristik örneklerindendir.
İkonostas: Ortodoks kiliselerinde, apsisle nef arasında duran, üzerinde aziz ikonaları bulunan ve kutsal alanı ayıran perde veya duvar; Moskova’daki Kurtarıcı İsa Katedrali’nin ikonostası, altın yaldızlı oymalarıyla dikkat çeker.
İnşaî: Yapım ile ilgili, yapı malzemesi veya tekniği yönünden; inşaî detaylar, planlamadan uygulamaya yapım sürecinin teknik yönlerini kapsar.
İnşaat mühendisi: Bina, köprü, baraj gibi yapıların teknik tasarımını yapan ve sağlamlığından sorumlu olan mühendislik dalının uzmanı; bir gökdelen projesinde mimar estetik tasarım yaparken, inşaat mühendisi yapının taşıyıcı sistemini hesaplar.
İslam mimarisi: İslam coğrafyasında, 7. yüzyıldan itibaren camiler, medreseler, türbeler gibi yapılarda görülen kemer, kubbe, geometrik desenler ve kaligrafik süslemelerle tanınan ortak mimari üslup; Endülüs’teki El Hamra Sarayı, İslam mimarisinin zirve eserlerindendir.
İzolasyon (Yalıtım): Yapılarda ısı, ses veya su geçişini önlemek için alınan önlemler ve kullanılan malzemeler; çatıya serilen yalıtım malzemeleri kışın ısı kaybını, yazın sıcak girişi azaltır.
Japon mimarisi: Ahşap malzemenin ustaca kullanımı, kayar kapılar, kağıt duvarlar ve doğayla uyum ilkesiyle öne çıkan, yüzyıllar içinde gelişmiş Japon yapım sanatı; Kyoto’daki Altın Köşk Tapınağı (Kinkaku-ji) geleneksel Japon mimarisine örnektir.
Jugendstil: Almanya ve Orta Avrupa’da 19. yy sonu 20. yy başında, Art Nouveau’ya paralel gelişen, bitkisel motifli ve akıcı formlu sanat ve mimarlık akımı; Darmstadt’taki Mathildenhöhe sanatçılar kolonisinin yapıları Jugendstil özellikler taşır.
Jumbo kiriş: Olağan kirişlerden çok daha büyük kesitlere sahip, geniş açıklıkları geçmek veya ağır yükleri taşımak için kullanılan betonarme veya çelik kiriş; stadyumlarda ve büyük depolarda çatıyı taşıyan jumbo kirişler bulunur.
Kabartma: Bir yüzey üzerinde yükseltilerek veya çökertilerek oluşturulan üç boyutlu süsleme; Anıtkabir’in taş kaplamaları üzerinde kabartma Atatürk ilke ve inkılapları figürleri yer alır.
Kaburgalı tonoz: Gotik mimaride kullanılan, tonoz yüzeyini bölümlere ayıran ve yapısal iskeleti oluşturan kaburga denilen kemerlerle güçlendirilmiş tonoz; Notre Dame Katedrali’nin tavanında kaburgalı tonozun zarif örnekleri görülür.
Kademeli piramit: Basamaklı formda yükselen, üst üste binen teraslardan oluşan piramit tipi; Mısır’daki Sakkara Piramidi (Coser Piramidi) en eski kademeli piramit örneklerindendir.
Kâgir: Yapımında taş, tuğla gibi birleştirici harçla örülen malzemelerin kullanıldığı, ahşap olmayan yapı türü; tarihi surlar ve kaleler genellikle kâgir yani yığma teknikte inşa edilmiştir.
Kaide: Sütun, heykel veya anıtın alt kısmında bulunan, yapıyı yükselten ve dengeli durmasını sağlayan taban bloğu; örneğin Taksim Cumhuriyet Anıtı’nın bronz heykel grubu, mermerden yapılmış bir kaide üzerinde yükselir.
Kale: Savunma amaçlı, etrafı surlarla çevrili askeri yapı kompleksi; Ankara Kalesi, yüksek bir tepe üzerine kurulu, surlarıyla şehri kuşatan tarihi bir kaledir.
Kalkolitik mimari: Bakır Taş Devri olarak da bilinen kalkolitik dönemde (MÖ 5500-3000) görülen ilkel yapı teknikleri, kerpiç duvarlar ve taş temellerle karakterize edilen mimari; Çatalhöyük evleri kalkolitik dönemin önemli mimari kalıntılarıdır.
Kemer: İki destek noktası arasında kavisli biçimde inşa edilerek açıklık geçen, taş, tuğla veya betondan yapılmış taşıyıcı yapı ögesi; Mostar Köprüsü, tek kemer formuyla Neretva Nehri üzerinde yükselir.
Kesit: Bir yapıyı dikey düzlemde keserek iç mekânlarının yüksekliklerini ve katmanlarını gösteren teknik çizim; mimarlar, bina projesinde enine ve boyuna kesit çizimleriyle kat yüksekliklerini ve çatıyı detaylandırır.
Keşiş tonozu: Dört beşik tonozun kare bir mekan üzerinde birleşmesiyle oluşan tonoz türü; Roma mimarisinde hamam salonları genellikle keşiş tonozuyla örtülmüştür.
Kilit taşı: Kemer veya tonozun tepe noktasına konulan, sıkıştırarak yapıyı kilitleyen ve ağırlığı yan elemanlara aktaran genellikle özel şekilli taş; kemerin ayakta kalması kilit taşının yerine sağlam oturmasına bağlıdır.
Kindergarten (Çocukevi): Özellikle erken modern dönemde ortaya çıkmış, çocukların oyun ve öğrenim mekânı olarak tasarlanan kreş yapıları; Almanya’daki ilk kindergarten binaları çocukların ölçeğine uygun sevimli tasarımlara sahipti.
Kiosk: 19. yüzyıl Avrupa’sında parklarda, meydanlarda gazete satış veya bekleme amaçlı küçük stand yapılar; Osmanlı döneminde de saray bahçelerinde Kiosk adı verilen kameriyeler, köşkler mevcuttu.
Klasik mimari: Antik Yunan ve Roma’nın orantı, sütun düzeni ve simetriye dayalı mimarlık ilkelerini takip eden yapı tasarımı; Washington D.C.’deki Lincoln Anıtı, klasik mimari etkileri taşıyan modern bir yapıdır.
Knecht: Almanca kökenli, ahşap yapılarda köşelerde çatıyı taşıyan eğik destek kirişleri tanımlamak için kullanılan terim; geleneksel Alman evlerinde çatı köşelerindeki knecht elemanları duvarları güçlendirir.
Konstrüktivizm: 1920’lerde Sovyetler Birliği’nde doğan, geometrik ve teknolojik biçimleri vurgulayan avangart sanat ve mimarlık akımı; Moskova’daki Şuhov Kulesi, konstrüktivist mühendisliğin simge yapılarındandır.
Konut: İnsanların yaşamasına ayrılmış ev, apartman dairesi, villa gibi yapılar; şehir planlamasında konut alanları, sakinlerin barınma ihtiyacını karşılar.
Korniş: Binaların saçaklarında veya iç mekân tavanlarının birleşim yerlerinde kullanılan, dekoratif çıkıntılı şerit; tarihi binaların çatı kornişleri yağmur suyunu duvarlardan uzak tutma işlevi de görür.
Kapsamlı Mekânsal Süreklilik – Mekânın akışkanlığı. Örnek: Mies van der Rohe’nin Farnsworth Evi.
Kavşak Adası – Trafikte yönlendirme için yapılan ada. Örnek: Paris’teki büyük döner kavşaklar.
Keystone (Kilittaşı) – Kemerin en tepesindeki taşıyıcı taş.
Konsol (Cantilever) – Desteksiz çıkıntı yapan yapı elemanı.
Kolay: Modül – Yapıyı oluşturan temel ölçü birimi. Örnek: Le Corbusier’in Modülor sistemi.
Kolay: Parapet – Çatı veya teras kenarındaki alçak koruma duvarı. Örnek: Le Corbusier’in Villa Savoye’si.
Kolay: Pergola – Üstü açık gölgelik yapı elemanı.
Korint düzeni: Antik mimaride üç klasik sütun tarzından biri, sütun başlıklarında akantus yapraklı süslemeleriyle karakterize; Roma’daki Pantheon’un sütunları Korint düzenindedir.
Köşk: Genellikle bahçe içerisinde bağımsız inşa edilmiş, zarif ve gösterişli küçük konut; Emirgan Korusu’ndaki Sarı Köşk, zamanının köşk mimarisine örnektir.
Kripta: Kilise veya katedrallerde genellikle apsisin altında bulunan, azizlere ait kalıntıların ya da mezarların yer aldığı mahzen benzeri kutsal mekân; Roma’daki San Clemente Bazilikası’nda zemin altında bir kripta bulunur.
Kriptoportik: Antik Roma’da yamaca dayalı yapılarda alt tarafta oluşan, genellikle depo veya yaya geçidi olarak kullanılan tonozlu yarı yeraltı galerisi; İtalya’daki Villa Jovis’in kriptoportiği, imparatorun gezinme alanıydı.
Kubbe: Dairesel veya çokgen taban üzerine yarım küre şeklinde yükselen ve geniş mekânları örtmekte kullanılan kemerli üst yapı; İstanbul Ayasofya’nın dev kubbesi, bizans ve Osmanlı mimarisi arasında bir mühendislik harikasıdır.
Kulübe: Küçük, basit yapılı barınak veya depo amaçlı yapı; orman bekçilerinin kullandığı ahşap kulübeler doğayla iç içe sade yapılardır.
Kule: Yüksekliği taban alanına göre fazla olan, genellikle gözetleme, savunma veya anıtsal amaçlı dikey yapı; Galata Kulesi, Bizans’tan kalan ve İstanbul siluetine hükmeden tarihi bir kuledir.
Kuranglez: Geleneksel mimaride bodrum katlardaki pencerelere ışık ve hava sağlamak için oluşturulan, toprak seviyesinin altında kalan ışıklık boşluğu; eski yapılarda kuranglezler sayesinde bodrumlar gün ışığı alabilir.
Lejant: Harita, plan veya projelerde kullanılan sembollerin, renklerin ve işaretlerin anlamlarını açıklayan tablo veya çizelge; mimari projelerin köşesinde lejant yer alır ve kapı, pencere sembollerinin açıklamasını içerir.
Lento (Lento taşı): Kapı veya pencere açıklığının üstünde, yükleri yan duvarlara aktaran yatay kiriş ya da taş; ahşap evlerde kapı lentosu çoğu kez oymalı ahşap bir elemandır.
Levha (Kitabe): Bina cephelerine, çeşmelere veya anıtlara konulan, yapının tarihi veya amacı hakkında bilgi veren yazılı taş veya metal plaka; İstanbul’daki çeşmelerin üzerinde yapılış tarihini belirten mermer levha kitabeler bulunur.
Lightwell (Işık boşluğu): Binanın iç kısımlarına doğal ışık sağlamak için çatıdan aşağı bırakılan boşluk; yüksek binalarda iç avlu gibi işlev gören lightwell, iç mekânları gün ışığıyla aydınlatır.
Likör (mezanin): Yapılarda ana kat ile tavan arasında yer alan alçak tavanlı ek kat; özellikle sanayi yapılarında depo veya ofis olarak kullanılan asma katlar mezanin olarak adlandırılır.
Loft: Endüstriyel amaçlı kullanılmış depo, fabrika gibi geniş hacimli mekânların sonradan daire veya ofis haline getirilmiş açık planlı yaşam alanı; New York Soho bölgesindeki eski fabrika binaları loft dairelere dönüştürülerek popülerleşmiştir.
Lunet: Duvar ile tonozun birleşiminde veya kemer aralarında kalan yarım daire ya da hilal biçimli mimari yüzey; lunetler bazen pencere için alan oluştururken bazen de fresk veya vitrayla süslenir.
Mağara evi: Özellikle yumuşak kayaların içine oyularak yapılan geleneksel konut tipi; Kapadokya bölgesindeki mağara evleri, doğal jeolojiye uyum sağlamış özgün bir mimariye örnektir.
Mastar Kot – Yapı elemanlarının referans yüksekliği. Örnek: İnşaat projelerinde mastar kotu.
Metopi – Dor düzeninde triglifler arasındaki süsleme paneli. Örnek: Parthenon’un frizi.
Mahya: İki çatı yüzeyinin üstte birleştiği yatay hat veya bu hattan yükselen süsleme; cami mahyaları Ramazan ayında iki minare arasına gerilen ışıklı yazılarla da bilinir.
Manda (İşgal) dönemi mimarisi: Osmanlı sonrası Orta Doğu topraklarında Fransız ve İngiliz manda yönetimleri altında (1918-1940’lar) gelişen, yerel motiflerle batılı tarzları birleştiren mimarlık örnekleri; Beyrut ve Şam’da o dönemin kamu binaları bu sentezi yansıtır.
Maniyerizm (Mimaride): Rönesans sonrası 16. yüzyılda ortaya çıkan, alışılmış oranları bilinçli şekilde bozup sürpriz efektler yaratan mimari üslup; İtalya’daki Palazzo Te’nin iç mekanlarındaki beklenmedik detaylar, maniyerist yaklaşımın ürünü kabul edilir.
Mansard çatı: Alt kısmı dik, üst kısmı daha yatık çift eğimli (kırma) çatı tipi, çatı katında daha fazla yaşam alanı oluşturur; Paris’in Haussmann dönemi binalarında mansard çatılar kentin karakteristik bir öğesidir.
Markiz: Kapı veya vitrin önlerinde yağmur ve güneşten koruyan, duvara sabitlenen küçük saçak veya tente; tarihi apartmanların giriş kapıları üzerinde demir çerçeveli cam markizler bulunabilir.
Mazgal: Kale ve sur duvarlarında dışarıyı gözetleyip ok atmaya yarayan dar ve uzun delik veya pencere; Diyarbakır surlarının üzerindeki mazgallardan savunma amaçlı okçular düşmana atış yapardı.
Medrese: İslam ülkelerinde genellikle cami avlusunda yer alan, öğrencilere dinî ve bilimsel eğitim verilen avlulu ve revaklı okul yapısı; Konya’daki Karatay Medresesi Selçuklu dönemi taş işçiliğiyle ünlü bir medresedir.
Megaron: Antik Yunan öncesi Ege medeniyetlerinde görülen, önde sütunlu bir giriş ve arkasında ocaklı dikdörtgen ana salondan oluşan konut planı; Truva kazılarında ortaya çıkarılan megaronlar erken mimarlığın örnekleridir.
Megalit: Tarih öncesi dönemlerde dikilmiş, dinî veya anıtsal amaçlı büyük taş blok; Britanya’daki Avebury taş çemberi megalitik anıtlar bütünüdür.
Membran: İnşaat ve mimarlıkta su yalıtımı amacıyla kullanılan, esnek yapıda tabaka veya örtü; temellerin altına serilen membran katmanlar, binayı yeraltı suyuna karşı korur.
Menhir: Tek parça halinde dikilmiş tarih öncesi anıtsal taş sütun veya direk; Fransa’daki Carnac bölgesi, yüzlerce menhirin dikili olduğu arkeolojik bir alandır.
Merdiven: Farklı seviyeler arasındaki kot farkını aşmak için ardışık basamaklardan oluşan yapısal eleman; spiral, tek kollu veya çift kollu gibi farklı şekillerde merdivenler, binaların katlarını birbirine bağlar.
Mermer: Kireçtaşının metamorfizma ile değişimi sonucu oluşan, cilalanabilir parlak yüzeyiyle yapıların kaplama ve sütunlarında sık kullanılan sert doğal taş; Ayasofya’nın iç mekânında renkli mermer kaplamalar kullanılmıştır.
Mertek: Ahşap çatılarda, aşıkların üzerinde eğimli olarak uzanan ve çatı kaplamasını taşıyan ince tahta kiriş; geleneksel evlerin çatılarında mertekler sık aralıklarla dizilir ve üzerlerine kiremitler döşenir.
Mescit: Genellikle minaresi olmayan, küçük ölçekli Müslüman ibadet yapısı; köylerde veya mahalle aralarında bulunan mescitler beş vakit namaza yönelik kullanılmaktadır.
Mevlevihane: Mevlevi tarikatına ait dervişlerin zikir törenlerini (sema ayinlerini) gerçekleştirdiği, aynı zamanda eğitim gördüğü yapı kompleksi; Galata Mevlevihanesi, İstanbul’da günümüze ulaşmış bir mevlevihane örneğidir.
Mihrab: Camilerde kıble yönünü ve imamın namazda duracağı yeri belirten, duvar içinde yarım daire niş biçimindeki işaretli bölüm; Selimiye Camii’nin mihrabı çini süslemeleriyle bezelidir.
Minare: Camilerin yanında yükselen, şerefesi bulunan, ezan okunması için kullanılan ince ve yüksek kule; Sultanahmet Camii, altı minaresiyle dünyada eşine az rastlanan bir örnektir.
Minber: Cami içinde hutbenin okunduğu, merdivenle çıkılan yüksekçe kürsü; ahşap kündekâri tekniğiyle yapılmış Selçuklu minberleri camilerin başyapıt süslemelerindendir.
Minimalist mimari: 20. yüzyıl ortalarından itibaren gelişen, sadeliği, açık mekânları ve minimum süslemeyi vurgulayan mimari yaklaşım; Mies van der Rohe’nin “Less is more” (Az çoktur) felsefesi bu tarzı özetler, Barcelona Pavyonu bu yaklaşımın örneğidir.
Modern mimari: 20. yüzyılın ilk yarısından itibaren geleneksel süslemeleri reddedip, fonksiyonelliği, yeni malzemeleri ve teknolojiyi ön plana çıkaran mimarlık üslubu; Le Corbusier’nin Villa Savoye’si ve Frank Lloyd Wright’ın Fallingwater’ı modern mimarinin mihenk taşlarıdır.
Mozaik: Küçük renkli taş, cam veya seramik parçalarının harç üzerine yan yana yerleştirilmesiyle oluşan dekoratif resim veya zemin kaplaması; Ayasofya’nın iç duvarlarındaki altın yaldızlı mozaikler, Bizans sanatının şaheserleridir.
Mukarnas: Selçuklu ve İslam mimarisinde görülen, kubbe, kemer veya konsol altlarında istiridye kabuğu benzeri hücrelerden oluşan kademeli süsleme; Konya İnce Minareli Medrese’nin taç kapısındaki mukarnas işlemeler, taş oyma sanatının zirvesidir
Narteks: Erken Hristiyan bazilikalarında ve bazı camilerde ana ibadet alanından önce gelen, giriş kısmındaki uzunlamasına bölüm; Ayasofya’da hem iç hem dış narteks bulunur, cemaatin toplanma alanı olarak hizmet eder
Nervür: Gotik mimaride tonozların taşıyıcı ince kaburga kemerlerine verilen ad; katedral tavanlarındaki nervürler, hem yapısal destek hem de dekoratif desen oluşturur.
Niş: Duvar kalınlığı içine yapılmış, genellikle dekoratif amaçlı oyuk veya dolap benzeri küçük girinti; klasik evlerde duvardaki nişlere süs eşyaları veya kandiller yerleştirilirdi.
Negatif Mekân – Boşlukların anlam kazandığı mimari tasarım. Örnek: Louis Kahn’ın kütüphane tasarımları.
Obelisk (Dikilitaş): Tepesi piramit şeklinde biten, tek blok taş halinde yontulmuş anıtsal sütun; Sultanahmet Meydanı’nda dikili olan ve Mısır’dan getirilen Theodosius Dikilitaşı, Antik Mısır obelisklerinin nadir örneklerindendir.
Organik mimari: Doğal çevreyle uyum içinde, arsa ile bütünleşmiş, formları doğadan esinlenen mimari tasarım felsefesi; Frank Lloyd Wright’ın Şelale Evi (Fallingwater), kayanın üzerine oturan ve doğayla harmanlanan organik mimarinin başyapıtıdır.
Orta Çağ mimarisi: 5.–15. yüzyıllar arası Avrupa’da Romanesk, Gotik gibi tarzları kapsayan, şatolar, kaleler ve katedrallerle özdeşleşen mimarlık dönemi; Fransa’daki Carcassonne şehri, surları ve kalesiyle Orta Çağ mimarisini yansıtır.
Orta nefi: Bazilikal planlı kiliselerde ortadaki geniş ve yüksek ana koridor; yan neflerle sütun veya payelerle ayrılan orta nefi, cemaatin ana toplanma alanını oluşturur.
Ortak duvar: İki ayrı yapının bitişik olarak inşa edilmesi halinde aralarında bulunan ve her iki yapıya da ait olan paylaşımlı duvar; ikiz evlerin arasında yer alan ortak duvar, iki yapının sınırını belirler.
Orta avlu: Bir yapı kompleksinin veya evin ortasında yer alan, etrafı odalar ya da revaklarla çevrili açık avlu; geleneksel medreselerde orta avlu etrafına derslikler dizilir.
Osmanlı mimarisi: 14.–19. yüzyıllar arasında Osmanlı İmparatorluğu coğrafyasında gelişen, erken dönemden klasiğe ve geç döneme uzanan cami, köprü, saray gibi eserlerle tanınan mimari üslup; Mimar Sinan’ın ustalık eseri Selimiye Camii, klasik Osmanlı mimarisinin zirvesidir
Ölçek: Çizimdeki bir uzunluk ile gerçek uzunluk arasındaki oran, veya yapının insan boyutlarına göre büyüklüğünü ifade eden kavram; bir haritada 1/1000 ölçeği, 1 birim çizimin gerçekte 1000 birime karşılık geldiğini gösterir.
Örgü (duvar örgüsü): Tuğla, taş gibi birim elemanların belirli bir düzen ve desenle üst üste dizilerek duvar oluşturulması; İstanbul yedikule surlarının taş ve tuğla karışık örgüsü, yapıya hem dayanıklılık hem de estetik bir doku kazandırır.
Örtü (çatı örtüsü): Çatının üzerini kaplayan ve yapıyı dış etkenlerden koruyan malzeme tabakası; kiremit, çinko, arduaz gibi çeşitli çatı örtüleri iklim ve stil gereği tercih edilir.
Pandantif: Kare planlı bir mekanın üzerine kubbe oturtabilmek için köşelerde kullanılan üçgenimsi kavisli geçiş elemanı; Ayasofya’nın dev kubbesi dört pandantif üzerine oturarak zemine aktarılır.
Pantheon: Antik Roma’da “tüm tanrılara adanmış tapınak” anlamına gelen, dairesel planlı ve kubbeli anıtsal yapı; Roma’daki Pantheon Tapınağı, dev kubbesinin ortasındaki oculus açıklığıyla mühendislik harikası kabul edilir.
Parapet: Balkon, teras veya köprü kenarında düşmeyi önlemek için yapılan, bele kadar yükselen koruyucu duvar veya korkuluk; Galata Köprüsü’nün kenar parapetleri yaya güvenliği için önemlidir.
Palimpsest – Önceki izleri silinmiş ancak tamamen kaybolmamış yüzey veya yapı. Örnek: Roma’daki Pantheon’un Bizans Dönemi izleri.
Patina – Malzemelerin zamanla aldığı doğal görünüm. Örnek: Bakırın yeşil oksitlenmesi (Özgürlük Heykeli).
Pergola – Üstü açık gölgelik yapı elemanı.
Pilye – Taşıyıcı payanda veya ayak. Örnek: Gotik katedrallerde uçan payandalar.
Plastisite – Yapının akışkan ve heykelsi biçim alma yeteneği. Örnek: Zaha Hadid’in Heydar Aliyev Merkezi.
Payanda: Duvarların dışa devrilmesini önlemek için dışarıdan dayanak oluşturan dik veya eğik destek payı; katedral mimarisinde uçan payandalar, yüksek duvarları yanlardan destekler.
Pencere: Yapılarda ışık ve hava almak için duvarlara açılan, genellikle camlı boşluklar; vitraylı kilise pencereleri, renkli camlarıyla iç mekâna masalsı bir ışık saçar.
Pencere eteği: Pencerenin iç mekânda zemin seviyesinden itibaren, pencere altına kadar uzanan duvar kısmı veya çıkıntılı raf; derin pencere açıklıklarında pencere eteği oturma yeri olarak da kullanılabilir.
Perde duvar: Yapının taşıyıcı olmayan ancak iç veya dış bölme işlevi gören duvarı; yüksek katlı binalarda perde duvarlar yanal kuvvetlere karşı da yapı sisteminin bir parçası olabilir.
Pergola: Bahçelerde gölgelik oluşturmak için direklerin üzerine yatay kirişler atılarak yapılan, genellikle sarmaşık bitkilerle örtülen üstü açık geçit veya oturma alanı; yazlık ev bahçelerinde, üzüm asmasıyla kaplı pergolalar hoş bir oturma mekanı sunar.
Peristil: Antik yapılarda, etrafı sütunlu galeriyle çevrili iç avlu; Roma villalarının peristil bahçeleri, evin yaşam alanına ferah bir hava katardı.
Pervaz: Kapı veya pencerelerin kenarlarını kaplayan, estetik geçiş sağlayan ahşap veya mermer çerçeve; iç mekânda kapı pervazları duvar ile kapı kasası arasında düzgün bir bitiş oluşturur.
Pilaster (Yapışık sütun): Duvar yüzeyinden çok az çıkıntı yapan, dekoratif amaçlı veya taşıyıcı yarı sütun; Rönesans saray cephelerinde pilasterlar, düz duvara hareket katar.
Piloti: Modern mimaride bir yapıyı zeminden yükseltmek için kullanılan, zemin katı boş bırakan sütunlar dizisi; Le Corbusier’nin tasarımlarında binalar pilotiler üzerinde yükselerek alt kısımda açık kullanım alanı bırakır.
Plan: Bir yapının kuşbakışı görünümünü, oda ve duvar dağılımını belli bir ölçekle gösteren mimari çizim; ev alırken kat planına bakarak oda sayısı ve yerleşim hakkında bilgi ediniriz.
Plaza: Büyük şehirlerde ofislerin, alışveriş merkezlerinin bulunduğu yüksek katlı modern bina; İstanbul Levent’teki gökdelen plazalar iş dünyasının merkezini oluşturur.
Podyum katı: Gökdelen veya yüksek yapının zemin veya alt katlarında yer alan, genellikle mağaza, lobi gibi genel kullanıma açık geniş kat; yüksek bir kule binasının podyum katında alışveriş merkezi olabilir.
Portik: Bir yapının cephesine bitişik, önü sütun dizisiyle desteklenen üstü örtülü giriş mekanı; Osmanlı camilerinin girişindeki revaklı son cemaat yerleri bir tür portiktir.
Prizma: Mimarlıkta dikdörtgenler prizması formunda, keskin kenarlı ve köşeli yapı hacimleri için kullanılan terim; minimalist bir konut projesi, basit bir prizma hacminde tasarlanabilir.
Promenad: Deniz kıyısı, nehir kenarı veya park gibi bölgelerde, yürüyüş ve gezinti amaçlı düzenlenmiş geniş yol veya gezinti alanı; İzmir Kordonboyu, şehrin en popüler promenadlarından biridir.
Propylon: Antik Yunan’da kutsal alanların, tapınakların görkemli giriş kapısı; Atina Akropolü’ndeki Propylon (Propylaea), ziyaretçileri anıtsal bir girişle karşılar.
Pylon: Antik Mısır tapınaklarında girişte yer alan, geniş cepheli ve üst kısmı daha dar iki yassı kule biçimindeki kapı yapısı; Luksor Tapınağı’nın girişindeki pylonlar firavun kabartmaları ile süslüdür.
Rampa: İki farklı seviye arasında araç veya yaya geçişini sağlayan eğimli yüzey veya yol; otoparklarda katlar arası arabaların çıkması için sarmal rampalar kullanılır.
Revak: Özellikle cami, medrese gibi yapılarda avlu etrafında yer alan, sütun veya ayaklara oturan üstü örtülü geçit; Süleymaniye Camii avlusunu saran revaklı galeriler, cemaate yağıştan korunaklı dolaşım alanları sunar.
Rijitlik: Bir yapının veya yapı elemanının dış yükler altındaki şekil değiştirmeye karşı gösterdiği direnç, sertlik derecesi; gökdelen tasarımlarında yatay rüzgâr yüklerine karşı yüksek rijitlikte çekirdek duvarlar kullanılır.
Rölöve: Tarihi veya mevcut bir yapının tüm boyut ve özelliklerinin ölçülüp çizilmesiyle elde edilen ayrıntılı belge; restorasyon öncesinde yapıların rölöve projeleri hazırlanarak orijinal durum kayıt altına alınır.
Rüzgârlık: Ana giriş kapısı ardından gelen ve iç mekâna direkt rüzgâr girişini engelleyen küçük giriş bölmesi; evlerin girişinde çift kapı arasında kalan rüzgârlık, soğuk havanın içeri girmesini önler.
Rustication (Rustik Cephe İşçiliği) – Kaba taş işçiliği. Örnek: Medici Riccardi Sarayı’nın cephesi (Floransa).
Sahanlık: Merdivenlerde dinlenmek veya yön değiştirmek için basamaklar arasında bulunan geniş düz platform; çok katlı binaların merdivenlerinde her katta bir sahanlık bulunur.
Sekans – Mekânsal deneyimin sıralı düzenlenmesi. Örnek: Louvre Müzesi’nin giriş sekansı (I. M. Pei).
Serpantin Yolu – Kıvrımlı yollar.
Shou Sugi Ban – Japon ahşap yakma tekniği. Örnek: Modern sürdürülebilir evler.
Skywalk (Hava Köprüsü) – Genellikle yüksek binalar veya doğal manzaralar üzerinde inşa edilen yürüyüş platformları.
Spolia – Önceki yapıdan alınan yapı malzemesinin yeniden kullanılması. Örnek: İstanbul surları (devşirme taş).
Starchitect (Yıldız Mimar) – Ünlü ve etkili mimarlar için kullanılan terim. Örnek: Frank Gehry, Zaha Hadid.
Sekileme (Terraçlama): Eğimli arazilerde toprağı basamak basamak düzleştirerek tarım veya yerleşim için alan oluşturma yöntemi; Doğu Karadeniz’de yamaç köylerinde sekileme yapılarak evler için düz zemin elde edilir.
Seki: Türk evlerinde odaların bir köşesinde yerden hafif yüksekçe platform veya sedir; geleneksel konaklarda misafir odasında seki üzerinde oturma minderleri bulunur.
Silo: Tahıl veya diğer dökme malzemelerin depolandığı silindirik kule formunda depo yapısı; kırsal bölgelerde tarım arazilerinin yakınında beton veya metal silolar yükselir.
Sirkülasyon: Yapı içinde insanların dolaşımı, akışı ve hareketi; bir binanın sirkülasyon şeması, merdiven, asansör, koridor gibi elemanlarla kullanıcıların nasıl hareket edeceğini planlar.
Sıra evler: Ortak yan duvarları paylaşan, bitişik nizamda inşa edilmiş birbirine benzer konut dizisi; İngiltere’deki viktoryen sıra evler, düzenli cepheleriyle sokaklara karakteristik bir görünüm kazandırır.
Skylight (Çatı penceresi): Çatı yüzeyine yerleştirilen, iç mekâna ışık girişi sağlayan yatay veya eğimli cam pencere; tavan arası odalarındaki skylight’lar, gökyüzünü görme ve doğal ışık sağlama imkânı verir.
Sofa: Geleneksel Türk evinde odaların açıldığı geniş ve ortak yaşam alanı, kabul salonu; Safranbolu evlerinde sofa, hayat olarak da adlandırılan merkezi boşluk olup evin kalbini oluşturur.
Sofit: Tavan ya da saçak altının görünen yüzeyi veya kaplaması; dış mekânda balkon altlarının estetik kaplanmasıyla oluşan sofitler, yapıya bitmiş bir görünüm katar.
Stalaktit (Mukarnas): Mağaralarda sarkıt anlamına gelse de mimaride özellikle Selçuklu-Osmanlı süslemelerinde kullanılan, üstten alta doğru katmanlı dilimler halinde inen taş süsleme; Bursa Yeşil Türbe’nin girişindeki stalaktitli nişler dikkat çekicidir.
Stoa: Antik Yunan agoralarında veya kutsal alanlarında, uzunlamasına doğrultuda sütunlu ve üstü örtülü galeri; Atina Agorası’ndaki Attalos Stoası, antik dönemde dükkanların sıralandığı bir stoaydı.
Strüktür: Yapının taşıyıcı iskeleti veya sistemini ifade eden terim; bir binanın strüktürü kolon, kiriş, perde duvar ve temel gibi ögelerden oluşur.
Sundurma: Giriş kapısı üzerinde yağmurdan koruyan, eğimli küçük çatı örtüsü; evlerin bahçe girişlerinde sundurmalar misafirleri yağmurdan korur.
Süpürgelik: İç mekânda duvarların taban birleşiminde kullanılan, duvar diplerini darbelere karşı koruyan ve bitiş sağlayan şerit; parke döşeli odalarda ahşap süpürgelikler dekoratif bir sınır oluşturur.
Sürdürülebilir mimari: Enerji tasarrufu, geri dönüşüm ve çevre dostu malzemeleri ön plana alan, ekolojik dengeyi gözeten tasarım anlayışı; LEED sertifikalı yeşil binalar, sürdürülebilir mimarinin örnekleridir.
Şadırvan: Camilerde abdest almak için avlu içinde yapılan, ortasında fıskiyeli çeşmesi olan üstü örtülü su yapısı; Süleymaniye Camii’nin avlusundaki şadırvan cemaatin temizlik ihtiyacını karşılar.
Şapel: Kiliselerden daha küçük ve genellikle özel amaçlı inşa edilen ibadet mekânı veya kilise içindeki yan dua şapeli; Paris’teki Sainte-Chapelle, muhteşem vitray pencereleriyle ünlü gotik bir şapeldir.
Şato: Orta Çağ Avrupa’sında soyluların yaşadığı, genellikle kuleli, geniş arazili gösterişli konut veya küçük kale; Fransa’daki Chenonceau Şatosu, Loire Vadisi’nin masalsı şatolarına örnektir.
Şev: Arazi veya yapının eğimli yüzeyi, meyil; yollarda şev stabilitesi sağlamak için yan yüzeyler bitkilendirilir veya betonla güçlendirilir.
Şömine: Odalarda ısınma ve dekoratif amaçlı, içinde ateş yakılan bacalı ocak yapısı; dağ evlerinde büyük taş şömineler hem ısıtır hem ambiyans yaratır.
Şufa hakkı: Gayrimenkul hukukunda, bitişik parsel sahibine komşu parsel satılırken öncelikli alım hakkı tanıyan kural; şehir planlamasında şufa hakkı, parsel bütünlüğünün korunmasına yardımcı olabilir.
Tabelâ çatı: Binaların en üstünde, reklam veya isim yazısı taşımak üzere yapılan, genellikle daha yüksek parapet tarzı uzantı; ticari plazaların tepesinde marka logosunu taşıyan tabelâ çatılar bulunur.
Tabhane: Osmanlı külliyelerinde misafirhane olarak kullanılan, yolcuların ve dervişlerin konakladığı tekke veya imaret bölümü; Süleymaniye Külliyesi’ndeki tabhane, bugün sanat enstitüsü olarak kullanılmaktadır.
Taktilite – Malzemelerin dokunsal deneyimi. Örnek: Peter Zumthor’un Therme Vals Kaplıcaları
Terrazzo – Mozaik benzeri döşeme malzemesi
Tromp – Kemer veya kubbe geçiş elemanı. Örnek: Aya Sofya’nın pandantifleri.
Tadilat: Bir yapının kullanımı sırasında ihtiyaç duyulan değişiklik, onarım veya yenileme işlemleri; evin mutfağına yeni dolap takılması bir tadilat örneğidir.
Taçkapı: Selçuklu ve erken Osmanlı mimarisinde cami, medrese gibi yapıların girişindeki yüksek, gösterişli ve genellikle oymalarla süslü ana kapı; Divriği Ulu Camii’nin taş işlemeli taçkapısı bir şaheserdir.
Tahıl ambarı: Köy ve kırsal alanlarda, hasat edilen tahılların saklandığı, havalandırmalı, ahşap veya taştan yapılmış depo yapısı; Karadeniz’de “serender” adı verilen tahıl ambarları ahşap ayaklar üzerinde yükselir.
Taksiarhon: Bizans mimarisinde, bazilika planlı kiliselerde görülen, apsisin her iki yanında yer alan küçük yan şapel veya oda; Ayasofya’da kuzey ve güneyde yer alan taksiarhon bölümleri geçmişte kutsal emanetlerin korunduğu alanlardı.
Tapınak: Pagan veya çok tanrılı dinlerde ibadet için inşa edilen, tanrı heykellerine ev sahipliği yapan kutsal yapı; Atina’daki Parthenon, Athena’ya adanmış bir Antik Yunan tapınağıdır.
Tarihî çevre: Kentsel veya kırsal alanda geçmiş dönemlerin mimari ve kültürel özelliklerini taşıyan yapı ve sokak dokusunun bütünü; Safranbolu’nun tarihî çevresi, Osmanlı döneminden kalma evleri ve çarşısıyla UNESCO mirasıdır.
Taraça (Teras): Yapıların zemin veya üst katlarında, açık hava kullanımı için düzleştirilmiş, korkuluklu veya parapetli alan; boğaz manzaralı bir terasta oturmak yaz akşamlarının keyfidir.
Tersane: Gemi inşa ve bakımının yapıldığı tesis veya alan; Osmanlı döneminde Kasımpaşa’da kurulan Tersâne-i Âmire, imparatorluğun en büyük gemi üretim merkezidir.
Tezyinat: Bir yapının iç veya dış yüzeylerinde uygulanan süsleme ve bezeme işlemlerinin genel adı; barok yapılarda tezyinat zenginliği, yapı yüzeylerini adeta dantel gibi işler.
Tholos: Antik Yunan’da genellikle dairesel planlı, konik çatılı tapınak veya mezar yapısı; Yunanistan Epidaurus’taki Tholos, yeraltı labirentiyle gizemli bir kült yapısı örneğidir.
Tonoz: İki duvar arasındaki açıklığı örtmek için kemerlerin uzatılmasıyla oluşan kavisli tavan yapısı; Roma hamamlarında geniş mekânları kapatan tonozlar, kubbeye alternatif örtü sağlar.
Tophane: Osmanlı döneminde top dökümünün yapıldığı imalathane ve depo binalarının bulunduğu bölge; İstanbul Tophanesi, bugün sanat müzesi olarak kullanılan tarihî bir endüstri mirasıdır.
Transept: Haç planlı kiliselerde, ana nefi dikine kesen ve yapıya haç formu veren enine nef; Notre Dame Katedrali’nde transept kolları kuzey ve güney cephelerde çıkıntı oluşturur.
Tribün: Spor tesislerinde veya gösteri alanlarında seyircilerin oturması için yapılan basamaklı oturma bölümü; stadyum tribünleri, maç sırasında on binlerce taraftarı ağırlayacak şekilde inşa edilir.
Tromp: Kare ya da çokgen bir mekanın üzerine kubbe oturtmak için köşelere yerleştirilen, yuvarlak kemerli ve çıkıntılı geçiş elemanı; İran camilerinde pandantif yerine tromp kullanılarak kubbe geçişi sağlanmıştır.
Tsar: Rus mimarlığında, özellikle renkli soğan kubbeli kiliseler için kullanılan süslü kule benzeri çatı tepesi; Moskova’daki Aziz Vasil Katedrali’nin kulelerinde rengârenk tsar’lar göz alıcıdır.
Tekstür (Doku): Bir yapının yüzeyindeki dokunsal ve görsel karakter. Malzemenin ışıkla kurduğu ilişki ve zamanın yapı üzerindeki izidir.
Uçan payanda: Gotik mimaride, duvarların üst kısmını dıştan destekleyen, kemer şeklinde yarı açık payanda; Paris Notre Dame Katedrali’nin dış cephesinde uçan payandalar narin kemer yayları olarak görülür.
Üslup (Stil): Belirli dönem veya mimarların ortak özellikler taşıyan tasarım dili; gotik üslup sivri kemerleriyle tanınırken, modern üslup sade geometrik formlara dayanır.
Üzengi taşı: Kemer başlangıç noktalarında, yükü alttaki desteklere ileten özel şekilli taş; köprü kemerlerinin ayaklara oturduğu yerde üzengi taşları bulunur.
Vaaz kürsüsü: Camilerde imamın cemaatine sohbet verdiği, mihrabın yanında bulunan alçak platform veya kürsü; vaaz kürsüsü minberden farklı olarak merdivensiz ve daha küçük olur.
Vakfiye: Osmanlı ve İslam mimarisinde, bir vakıf tarafından yaptırılan imaret, cami, medrese gibi yapıların kuruluş amacını ve gelir kaynaklarını belirten yazılı belge; Süleymaniye Külliyesi’nin vakfiyesi, kompleksin masraflarının nasıl karşılanacağını detaylı açıklar.
Varyant: Şehir planlamasında, bir yolun topografya nedeniyle alternatif bir güzergâhla dolambaçlı şekilde ilerleyen bölümü; dağ yollarında varyantlar, dik eğimleri dolaşarak aracı yormadan yükselme imkanı sağlar.
Vaziyet planı: Bir yapının arsa üzerindeki konumunu, çevre düzenini ve yakın çevre ilişkilerini gösteren kuşbakışı plan; proje onayında vaziyet planı, binanın bahçe, yol ve komşu parsellerle ilişkisini ortaya koyar.
Ventüri etkisi: İki yüksek bina arasında rüzgâr hızının artması olayı, mimaride rüzgar tüneli etkisi olarak da bilinir; gökdelenlerin sık bulunduğu caddelerde ventüri etkisi nedeniyle yaya seviyesinde kuvvetli rüzgarlar hissedilebilir.
Veranda: Yapıya bitişik, genellikle zemine yakın, üstü örtülü ve açık kenarları olan dinlenme amaçlı geniş balkon veya taraça; yazlık evlerin bahçeye bakan verandaları ailecek yemek yeme alanı olarak kullanılır.
Vicenza taş: İtalya’nın Vicenza bölgesinden çıkan, Rönesans döneminde ünlü mimar Palladio tarafından villalarında sık kullanılan açık renkli kireç taşı; bu taşın kullanıldığı yapılar zarif detaylarıyla bilinir.
Volta döşeme: Tuğla veya taş malzemenin kemerleme tekniğiyle üst üste dizilerek oluşturulduğu geleneksel döşeme türü; Osmanlı mimarisinde küçük mekanların örtülmesinde volta döşemeler kullanılmıştır.
Volüt: İyon düzeni sütun başlığında yer alan, yanlardan dışa doğru spiral kıvrımlı süsleme motifi; Efes’teki Celcius Kütüphanesi’nin sütun başlıklarında volüt motifleri seçilebilir.
Vurgu öğesi: Bir yapıda dikkati çekmek için tasarımda özellikle öne çıkarılan, farklı malzeme veya formdaki mimari eleman; bir cephedeki renkli camlı çıkma, o yapının vurgu öğesi olabilir.
Yalıtım (İzolasyon): Binalarda ısı, ses veya su geçirimsizliğini sağlama amacıyla yapılan uygulama; çatıya yapılan yalıtım sayesinde kışın sıcaklık kaybı önlenir.
Yapı adası: Şehir planında cadde ve sokaklarla çevrili, üzerinde yapılar bulunan arsa veya arsa grubu; imar planlarında her yapı adasının emsal, yükseklik gibi inşaat koşulları belirlenir.
Yapısöküm (Dekonstrüksiyon): Bir yapıyı tamamen veya kısmen yıkıp, malzemelerini ayrıştırarak yeniden kullanıma veya geri dönüşüme hazırlama işlemi; eski fabrikalar yıkılırken çelik elemanlar yapısökümle ayrılıp hurdaya gönderilir.
Yapısal sistem: Bir binanın taşıyıcı elemanlarının bütününü ifade eden, kolon, kiriş, taşıyıcı duvar gibi parçalardan oluşan sistem; gökdelenlerin yapısal sistemi genellikle çelik çerçeve veya betonarme perde çekirdeğe dayanır.
Yay karkas: Ahşap iskelet yapılarda, kavisli elemanlarla oluşturulan çatı taşıyıcı sistemi; Osmanlı tersanelerinde gemi atölyeleri geniş açıklıkları geçmek için yay karkaslarla örtülmüştür.
Yelpaze tonoz: Geç Dönem Gotik mimaride özellikle İngiltere’de kullanılan, kaburgaların yelpaze şeklinde dağılıp dekoratif desen oluşturduğu tonoz tipi; Westminster Abbey’in Henry VII Şapeli’nin tavanında yelpaze tonozun müthiş detayları görülür.
Yeni sanat (Art Nouveau): 19. yy sonu ve 20. yy başında ortaya çıkan, doğal formlardan esinlenen, kıvrımlı çizgilerle bezeli uluslararası üslup; Riga’daki Art Nouveau binaları cephelerindeki bitkisel motifli kabartmalarla dikkat çeker.
Yığma yapı: Taş, tuğla gibi malzemelerin harç ile üst üste dizilerek taşıyıcı duvarların oluşturulduğu geleneksel yapı sistemi; birçok tarihi köy evi, betonarme iskelet olmadan tamamen yığma tekniğiyle inşa edilmiştir.
Yiv: Sütun gövdeleri üzerinde dikey oyuklar şeklinde yapılan, estetik ve gölge-ışık etkisi yaratan çizgisel süslemeler; antik dönemin Dor sütunlarında yivler, sütuna zarif bir ritim kazandırır.
Zemin etüdü: Bir yapının inşası öncesinde, zeminin jeolojik ve fiziksel özelliklerini tespit etmek için yapılan araştırma; sağlam temel için zemin etüdü raporu kritik öneme sahiptir.
Zemin kat: Bir yapının doğrudan zemine temas eden, çoğunlukla girişin bulunduğu alt kat; dükkânlar genellikle binaların zemin katında yer alır.
Ziggurat: Antik Mezopotamya uygarlıklarında görülen, basamaklı piramide benzer çok katlı tapınak kule; Irak’taki Ur Zigguratı, kademeli teraslarıyla bu yapının bilinen örneklerindendir.
Zincirleme kemer: Ardışık olarak devam eden ve bir dizi oluşturan kemerler sistemi; su kemerlerinde, viyadüklerde kemerler peş peşe sıralanarak zincirleme kemer formunu oluşturur
Zülvecheyn: Osmanlı mimarlık tarihinde hem klasik tarzı hem batılı üslubu benimseyen geçiş dönemi yapıları için kullanılan tabir, “iki yüzlü” anlamına gelir; Nuruosmaniye Camii, barok süslemelerle klasik planı birleştirdiği için zülvecheyn örneği sayılır.
Zenital Aydınlatma – Tavandan gelen doğal ışık.